kendi içinde ölmek


Özge TEKİN

ozgetekin528@gmail.com

twitter.com/ozgghe

instagram.com/ozgghe





kafam çok karışık Ayfer, ne yapacağımı bilmiyorum. neye dokunsam kuruyor, inandığım her şey bir bir soluyor. hayır, anlamadığım, bütün bunlar olurken Tanrı ne yapıyor? buldu bir masa da altına girip çocuk gibi ellerini kulaklarına götürüp gözlerini sımsıkı yumuyor mu?

serin bir sonbahar akşamı. benden ne istediğini çözemediğim sokaklarda rastgele dolaşıyorum. serin hava ceketimin boşluğuna kıvrılıyor, yapraklar ayaklarımın altında hışırdıyor. bir çocuk zırlaması veyahut bir kedi cıyaklaması duyduğumu sanıp yöneldiğim sokakta Bayan G'yi omuzları düşük, gözleri buğulu ve elleri bitap görüyorum. derin bir soluk alıp yanına oturuyorum ve beraber sahipsiz bakışlarla boşluğu seyrediyoruz. önümüzde hiçlik var, zaman artık akmaktan usanmış ve sadece gözbebeklerimizin hareketliliği canlı olduğumuza dair ipucu veriyor. dünya çirkin bir yer. söze başlamak her zamankinden daha zor. kelimeler beni aldatacak gibi hissediyorum, şimdiden mağlubiyeti kabulleniyorum. Bayan G konuşmaya yelteniyor, içimi tiz bir ürperti kaplıyor. "uzun süre kendimi anlamaya çalıştım. bilirsin Ayfer, insan kendi için bir muamma olduğu sürece dışarıda akan hayat insana etki etmez. uzun, upuzun bir süre kendimi tanımaya; kendimi, kendime adamaya çalıştım. dünya üzerinde birçok yer gezdim diyemem ama birçok yüz gördüm. yüzler ve izler, insanlar hakkında sandığımızdan daha çok fikir verirler. albert camus'nün dediği gibi, ‘bir kenti tanımanın en bildik yollarından biri de insanların orada nasıl çalıştığına, orada birbirlerini sevdiğine ve nasıl öldüğüne bakmaktır.’ insanlar da şehirler gibidir, aynı anda hem çıkmaz yolları hem de denize açılan sokakları vardır. bir insanın yüzü, gözleri ve ağzının duruşu, o kişinin doğum haritası gibidir, hem kaderini belirler hem geleceğini tayin eder hem de geçmişin izlerini gösterir usulca. sen hiç birinin yüzüne aralıksız bakmaya cüret ettin mi Ayfer? etmediysen bilemezsin tabii, bilemezsin bir hikâye taşımanın ağırlığını." Bayan G, yine kırgındı. niye kırgın olduğunu bilmiyordu, neye kırgın olduğunu bilmiyordu, kendi sorularının cevabını bulamayışına da kırgındı, soru soran kendisine de kırgındı. zaten konuşmaları hep bölük pörçük, parça parçaydı. sanırım kendisini nasıl hissediyorsa öyle konuşuyor insan. Bayan G de hiçbir yere sığamayan, hiçbir zaman tam olamayanlardandı. yüreğine bir karanfil sokuluydu sokulu olmasına da içinin cehennemi tutuşunca dinmek bilmiyordu. kendisiyle kavgası bitmiyordu, kendi kavgasının sesini kısamıyordu. gözlerimi Bayan G'nin tarafına çevirdim, kimdi bu Bayan G? bana bir gölge kadar yakın, ay ışığı kadar uzak, benim için hep bir çözümlenemez olarak kalacak bu kadın kimdi? ne yaparsam yapayım hep yabancılığını soluyacak olan bu kadını beyhude bir çabayla tanımaya çalışıyorum: durup dururken hararetli bir şekilde konuşmaya başlıyor, bazen sözlerini dizginleyemiyor, kendisini sözlerinin götürdüğü yerde buluveriyordu. hiç büyümüyordu Bayan G, büyümemek için içten içe direniyor, kozasından çıkmak istemeyen bir ipek böceği gibi kıvranıyordu. bu dünyayı sevmek için kendi üzerinde harcadığı çabalar ona çok acı gelmişti ve ne bu dünyayı ne de kendisini kabullenebiliyordu. yaşadığı hayatı taşınacak bir yük, insanları kendisini sürekli incitecek korkunç yaratıklar olarak görüyordu. nitekim haklıydı da. yüzü yüz gibi değildi zaten, sesi ses mi o bile anlaşılmıyordu. bazıları, gerçekten şansız olanlar ve kaderine boyun eğmekten başka yolu olmayanlar, "nasılsın?" sorusunu bir hakaret, kişiliğe yapılan bir saldırı gibi algılar. bunun nedeni ise uzun süre kimselerin o kişilerin nasıl olduğunu merak etmemiş, sadece hırpalayıp bir köşeye ittikten sonra vicdanlarını susturmak için şöyle bir göz atmış olmalarıdır. Bayan G de onlardandı. ellerini kavuşturmuş, saçlarını kulağının arkasına cüretkarca itmiş ve gözlerini bir noktaya sabitlemişti. bu duruşu tanırdım, kırılgan bir duruştu bu. bir ölünün ağırlığını taşıyan kırılgan ruhların duruşu. dayanamayıp cüzzamlı kelimeleri söyedim: "neyiniz var, Bayan G?" "kafam çok karışık Ayfer, ne yapacağımı bilmiyorum. neye dokunsam kuruyor, inandığım her şey bir bir soluyor. hayır, anlamadığım, bütün bunlar olurken Tanrı ne yapıyor? buldu bir masa da altına girip çocuk gibi ellerini kulaklarına götürüp gözlerini sımsıkı yumuyor mu? Tanrı neden bana el uzatmıyor, neden beni görmüyor? anlamlandıramıyorum Ayfer, her şey gözümün önünden kayıp gidiyor sanki. bir maketin içindeyim de hoyrat eller o maketi sallıyor gibi. kendime sığınmak istiyorum, kendime muhtacım. kendimi arıyorum, bir türlü bulamıyorum. sen beni gördün mi hiç sizin taraflarda; ne bileyim bakkaldan cigara alırken, sahilde dalgalarla konuşurken, butiğin camından kendimi seyrederken veya bir nehrin kenarından usul usul akarken...ha, gördün mü beni Ayfer?" derin bir iç çekiyorum. başımı önüme eğip ayaklarımıza bakıyorum. böyle sorular belli bir suskunluk gerektirir. kutsal kitapta yazmaz ama Tanrı'nın insana sormaya yeltenmediği soruları insanın insana sorması en büyük günahtır. "bilmiyorum Bayan G, belki de kendinizi yanlış yerlerde arıyorsunuzdur. bir insan size sadece olduğunuzdan daha az çirkin ama gayet de insani hissettirecektir, ki bu durum da, anlayacağınız gibi hoş bir durum değil. bir balığın gözlerine bakmayı denediniz mi mesela, bir askı olmayı, bilemiyorum, belki de bir trafik sembolü bile olabilir. belki de su geçiren aynalarla konuştunuz, ha? sözler pek işe yaramaz, bu, insanın kendine itiraf edemediği bir gerçektir. gelgelim insan bu gerçeği onca sözü sarf ettikten, boşluğu dövdükten sonra anlar. hem sonra, inanın bana, hepimiz, bazı zamanlar kendimizi yalnız bırakmamak için tüm gece ayna karşısında otururuz. ah, biliyorum, bazı yaralar geçmez, bazı yaralar insafsız ve bazı acılar kimliksizdir. bunu kabullenmek zorundayız. zaten hayat için diğer türlüsü pek mümkün değil. "böyle olmalıydı" insanı tatmin etmeyen ama ruhunu da oyalamayan bir şey. üstelik bazı zamanlar kendinizi açık bir yara gibi hissettiğinizi de biliyorum, kendinizi kanatmanızın ne gereği var?" durup dineliyorum bütün taframla, etrafı kolaçan ediyorum, kabaran bir çarpıntı oluyor şehir; soluğumu koyuveriyorum, hemen alışıyorum. sesime inanç katsın diye yeryüzünün tüm aziz ve günahkarlarını feda edebilirim, yüzümü hırpalayabilirim, bir hiç uğruna bütün bunları yapabilirim. "bazen yanlış yerlerde ve yanlış zamanlarda var oluruz. "var olmak, algılanmış olmaktır." yanlış kişi değilsiniz, sadece buraya ait değilsiniz. sizi yargılayanların ne tür insanlar olduklarını çok iyi biliyorum, sevgi nedir bilmeyen, insanca yaşamaya çabalamayan, burnundan kıl aldırmayan, kendisini dünyanın en haklısı gören insanlardır. sanıyorum ki bir insana göre kendini ölçüp biçmek, kendini bilmeye çalışmak yapılacak en büyük hatadır. kendisini bir insana koyuvermeye çok müsait biri olduğunuzu bilmeme rağmen soruyorum, kırılgan şeyleri gelip ayak altına koyan insanlar sizce size sahip çıkar mı? üç gün, en fazla beş gün oyalayıp kapının önüne atarlar sizi. insanlara inanmayın Bayan G, insanlar inancınızı kırarlar ve emin olun bu durum kaburgalarınızın kırılmasından daha acı vericidir. hayatı günü kurtarmaca olarak görmeye başlarsınız, arkasından itilmeye, önden çekiştirilmeye zorunlu bir yük gibi. beni anlıyorsunuz değil mi Bayan G? anladığınızı biliyorum." utangaç bir hıçkırık duyuyorum. "anlıyorum Ayfer." içime dönüyorum, Bayan G bana sırtını çeviriyor. küskün. arkasına bakmadan yürüyüp geçiyor yanımdan. insanın kendi gücünden başka dayanacak bir şeyi olmadığını bilmesi yine de az şey sayılmaz, diye geçiriyorum içimden. uzaklaştıkça Bayan G'nin siluetini daha iyi seçiyor oluyorum. bir zamanlar kuşlar gibi şen şakrak bu kadının nasıl olur da birden yılların hüznünü taşıyan bir çocuğa evirilmiş olduğunu soruyorum. hayat tam olarak bu işte, ne eksiği ne fazlası; hayat bu. içime dönüşüm sekteye uğruyor, kendimi yine başkalarının derin kuyusunda buluveriyorum. oysa ne acı, kendi uçurumlarımı bile zor kanıksamıştım. bu sokağa bir daha girmeyeceğim, dünya üzerinde bir yer daha silindi deyip oturduğum yerden kalkıyorum. gözlerimi kuruluyorum, sonbahar bana eşlik ediyor. buruk bir gururla, evet yanıldım ama yenildim mi henüz emin değilim, diyorum, dünya burası, elbet bir gün yollarımız kesişir Bayan G, şimdilik hoşça kalın.