Kolektif Travmanın Şiddetinde "Küçük Bir Ayrıntı"



Nilgün YILDIZ COŞKUN

instagram.com/birvoxnihilii

twitter.com/birvoxnihilii






Adania Shibli’nin 2020 National Book Award Translated Literature ve Booker International ödüllerine aday gösterilen Küçük Bir Ayrıntı romanı Can Yayınları etiketiyle, Mehmet Hakkı Suçin’in Arapça aslından çevirisiyle eylülde yayımlandı. Zulüm, katliam, şiddet, insan hakları gibi konuları barındıran kitap, İsrail’in bağımsızlık kazandığı dönemi Filistinli bir kadının tecavüze uğrayıp katledilmesi üzerinden irdeliyor.


1974 yılında Filistin’de doğan Shibli, Küçük Bir Ayrıntı romanında Filistin’in sınırlarının belirsizliğindeki yaşamı, kendi ifadesiyle hayatı sevmeye değil hayatta kalmaya yönelik bir yaşamı iki farklı zamanın hikâyesini birleştirerek aktarıyor.


Roman iki bölümden oluşmakta. İlk bölüm Filistinlilerin Nekbe diye adlandırdığı, İsrail’in bağımsızlığını ilan ettiği tarihin bir yıl sonrasıyla başlıyor. Nekbe, “büyük felaket” anlamına geliyor zira İsrail’in bağımsızlığını ilan ettiği 14 Mayıs 1948’de Filistinliler zorunlu göçe tabi tutuldu ve yaşanan olaylar çerçevesinde binlerce kişi hayatını kaybetti. Nekbe ifadesi de bu olaylara gönderme yapmakta. Shibli, İsrail’in Haaretz gazetesinde bir bedevi kızının tecavüze uğradığına ilişkin gerçek bir haberden yola çıkarak gerek içerik gerekse anlatı tekniği bakımından sağlam bina edilmiş bir metin örgüsü sunuyor.


Birinci bölümde İsrail devleti kurulduktan sonra İsrail ordusundan birliklerin Nakab Çölü’nde “Arap avı”na çıktığı sırada ailesini öldürüp esir aldıkları Filistinli bir kızı alıkoyup tecavüz etmeleri ve nihayet öldürüp çöle gömmeleri işleniyor. Bu bölüm tanrısal anlatıcı tarafından “Komutan” merkezli anlatılıyor. Soğuk, mesafeli bir anlatım. Duygular yok, değerlendirme yok. Bu teknikle İsrail askerlerinin duygusuzluğu da vurgulanmakta. Aynı zamanda Komutan’ın çölde amaçsızca devriye gezmesi ve bacağını bir çöl yaratığının ısırması sonucu etinde oluşan çürüme ile askerlerin insani yönündeki kayboluşa yok etme tutkularına dikkat çekiliyor gibi. Tecavüz edilen kızın hisleri ve yaşanan olaylar ise dolaylı bir anlatıma sahip: “Sol eli kızın memesinde. Sağ eliyle kızın ağzını tekrar kapattı. Karyolanın gıcırtısı, köpeğin havlamaları, sabah ışığının soğuk huzmeleri odanın boşluğunu doldurdu.” Yazar, alıkonulup tecavüz edilen kızın duygularını sesler ve kokular ile yansıtmayı tercih ediyor. Köpek ise bir leitmotiv olarak ikinci bölümde de karşımıza çıkmakta.


Romanın anlatım akışında çok fazla ayrıntı var: Metin, fotoğraf karelerinin en küçük ayrıntısına kadar bakmak gibi. Öte yandan yazar, okurun zihnine rahatsız edici görüntüleri işlemekten sakınmıyor. Bu yazınsal dikkatin nedenini ise romanın ikinci bölümünde kadın anlatıcı açıklıyor: “Uzmanlara göre taklitçiler, bir tabloyu taklit ettiklerinde tablodaki nesnenin yüz yuvarlaklığı ya da beden pozisyonu gibi temel ve önemli ayrıntılara dikkat ederler; fakat kulak memesi, parmak ve ayak tırnağı gibi küçük ve tali ayrıntılarla nadiren ilgilenirler. Bu da eseri kusursuz bir şekilde taklit etmelerini engeller. Hatta bazıları, aynı düşünceden yola çıkarak herkesin önemsiz bulduğu küçük detayları fark eden kişilerin daha önce tanık olmadıkları bir olay ya da nesne hakkında bir imge oluşturabileceklerini iddia ederler.”


İkinci bölüm bu olayın gerçekleştiği tarihten 25 yıl sonra doğan (1974, yazarın da doğum tarihidir) bir kadının olayı gazeten öğrenip araştırma sürecini konu edinmekte. Aynı zamanda bir kadının hem coğrafi hem de zihinsel sınırlarına başkaldırması olarak okunabilir. Günümüze yakın bir zamanda geçen bölüm birinci tekil şahsın diliyle şimdiki zamanda anlatılmakta. Bu bağlamda, şimdiki zaman gerilimi, hisleri, tekinsizliği okura yansıtma açısından etkin bir şekilde kullanılıyor.


İlk bölümde tecavüze uğrayan kızın dolaylı biçimde aktarılan hisleri, ikinci bölümde olayı takıntı derecesinde araştırmaya başlayan Filistinli gazeteci kadının hislerinde açıkça “gösteriliyor”. Sınırları aşarken ve arşivleri incelerken yaşadığı endişe, gerilim, korku metne sirayet etmekte. Nitekim yer, zaman ve olaylar değişse de hissedilenler iki kadın için de ortak. İki bölüm, iki farklı olay tam birbirinin üstüne eklemleniyor, örtüşüyor ve bir olgu olarak kolektif travmayı gözler önüne seriyor. Böylece birbirinden iki ayrı zamanda gerçekleşen iki farklı olay yetkince örtüştürülerek iki hikâyeden tek bir anlatı yaratılıyor.


Yine bu bölümde savaşın gölgesindeki yaşamı da daha açık bir şekilde okuyoruz. Kuşatılan binalar, kimlik kontrollerinde yüze doğrultulan silahlar ve patlayan bombalar. Bombanın etkisiyle masanın üzerinde uçuşan toz zerreciklerinin ya da tuz buz olan camların daha çok önemsediği kanıksanmış bir yaşam. Sürekli değişen sınırlar ve sadece haritalarda var olan köyler ile İsrail hükümetinin uyguladığı mülksüzleştirme politikası vurgulanıyor. Anlatıda karakterlerin isimsiz olmaları ise kimliksizleştirmeyi vurguluyor.


Öte yandan köpek, romanın ilk bölümünde kızın hislerini yansıtıyor. İkinci bölüm ise bir köpeğin havlamaları yüzünden kadın anlatıcının endişe duymasıyla başlıyor. Kadın, araştırma sürecinde de köpek havlamaları duyuyor ve köpekle karşılaşıyor. Mısır mitolojisinde köpek, ruhların taşıyıcısıdır. Hikâyede köpeğin, bir leitmotiv olarak kullanılmasının yanı sıra tecavüze uğrayan kız ile olayı araştıran kadın arasında kurduğu güçlü ilişkiden dolayı mitolojik boyutuyla da ele alınıyor gibi.


Shibli, anlatının sonunda okuru rahatlatmıyor, umut vaat etmiyor. Kapalı, çıkışı olmayan, okurun kaskatı kesilmesini amaçlayan soğuk bir metin yaratma konusunda başarılı. Bir kadının tecavüze uğrayıp öldürülmesinin hayatın sıradan bir olayı olarak görülmesinin zalimliğiyle okuru tekinsiz bir düzleme çekiyor: Kolektif hissizlik.


Yazıyı ikinci bölümden bir alıntıyla noktalayalım: “Bir kere daha söyleyeyim; bir grup asker bir genç kızı esir alırlar, sonra da tecavüz edip katlederler. Ve bu olay, çeyrek yüzyıl önce doğum günüme denk gelir. Başkalarının hiç de dert etmeyeceği bu küçük ayrıntı, biliyorum ki ne kadar unutmaya çalışırsam çalışayım peşimi bırakmayacak.”



Küçük Bir Ayrıntı

Adania Shibli

Çev. Mehmet Hakkı Suçin

Can Yayınları

2021

104 sayfa