Mitini Kaybeden İnsana Dair: “Psikoterapist ve Mitlere Yolculuk”


Büşra HATİBOĞLU hatiboglubusra@gmail.com

instagram.com/busrahtbgl








Dünyanın önde gelen psikologlarından biri olan Rollo May, 20. yüzyılda varoluşçu felsefenin yanında hümanist psikolojinin de önemli temsilcilerinden biri. Mitlere karşı alışılagelen bakış açısını kırmaya yönelik bir girişim olarak değerlendirebileceğimiz Psikoterapist ve Mitlere Yolculuk eseriyse mitlerin kişisel semboller aracılığıyla terapilerden ve klasik edebiyat eserlerinden yola çıkarak günlük hayata nasıl yansıdığını göstermekte. Kitaptaki incelemeler, hayatta karşılaştığımız güçlükler bağlamında mitlerin kararlarımıza olan etkilerinin ve kendimizi anlamadaki araçsal rollerinin keşfedilmesini sağlıyor.




Rollo May, 1909 yılında Amerika’nın Ohio eyaletinde dünyaya geldi. 1930 yılında üniversiteyi bitirerek bir süre Yunanistan’da öğretmenlik yaptı. Bu süreçte yaz tatillerindeki Viyana seyahatlerinde Adler ile tanışması düşünce yapısının gelişiminde oldukça etkili oldu. Union Theological Seminary Üniversitesinde din alanında eğitim aldıktan bir süre sonra psikoloji alanına geçiş yaptı. New York’ta klinik psikoloji bölümünde doktorasını tamamladıktan sonra kendi ofisini açtı. Rollo May, aynı zamanda San Francisco’daki Saybrook Lisansüstü Eğitim ve Araştırma Merkezinin kurucularından ve öğretim üyelerinden biri.


May çalışmalarında, varoluşçu psikolojiyi Amerikan hümanizmi ile sentezleyerek yeni bir yaklaşım yakalamayı dener. Önem derecelerinden hareketle kişilik gelişimi üzerine düşüncelerini beş dönem üzerinden sınıflandırır: masumluk, isyankârlık, karar verme, sıradanlık, yaratıcılık. Çalışmalarının göze çarpan özelliği ise psikolojiye ilgi duyan okurların yanında genel okura ulaşan bir dille aktarım sağlaması. Herkesçe bilinen ve sıkça kullanılan “Sevginin karşıtı nefret değil, kayıtsızlıktır.” sözünün ona ait olması da bunu gösterir nitelikte. Tüberküloz hastalığı yüzünden hayatını 1994 yılında hayatını kaybeden Rollo May Amerikan Psikoloji Cemiyeti tarafından yazılarının “zarafetini, zekâsını ve üslubunu” onurlandıran Altın Madalya Ödülü’ne layık görülmüştür.

Psikoterapist ve Mitlere Yolculuk, genel hatlarıyla dört bölümden oluşuyor. Mitlerin işlevine değindikten sonra hem Amerika’da hem de Batı’da mitlerin nasıl değerlendirilebileceği üzerine yoğunlaşıyor kitap.


İlk olarak, Amerika’da yeni dünyada oluşturulan sınır mitine dikkat çekiliyor. Bu sınırın; yalnızlığa sevk etmesine, şiddete yöneltmesine, tüketim cazibesinin insanı doyumsuz kılmasına değinilmekte. Yazar, sınır mitini Proteus mitiyle bütünleştirerek değişimin bir Amerikan algısı yarattığını öne sürmekte. Böylece, çağımızın nevrozu olarak bireyselliği ve narsisizmi bir Amerikan miti olarak karşımıza çıkarıyor. Modern narsizmde başarı mitinin yaratımının ve tehlikeli bir boyuta nasıl gelebileceğinin altını çizerek Amerikan rüyasına karşıt bir mit olarak ise Sisifos’u göstermekte: Amerika’yı artık faydacılık zemininde görmek yerine amaçlar ve hedefler doğrultusunda şekillenen bağlam olarak görmek gerektiğini vurguluyor.


Rollo May, Batı dünyasının mitlerine ise İlahi Komedya’da Dante’nin cehennem, Araf ve cennete yaptığı yolculukta eşzamanlı deneyim arayışına dikkat çekerek giriş yapmış. Dante ve Vergilius arasındaki ilişkiyi psikoterapist ve hasta arasındaki ilişki ile bağdaştırıyor. Arzunun çatışması noktasında ise Peer Gynt [Henrik Ibsen] değerlendiriyor. Özellikle tuhaf yolcu ile olan karşılaşma terapiye gelen bir hastaya gösterilen yola işaret ediyor. Grimm Kardeşler’in Dikenli Gül anlatısının temsili okuması ve Faust’un ayrıntılı incelemesi ile de günümüz algısı irdelenmekte.


Yazar, psikolojide bilimsel alanın ötesine geçerek bir teori olarak ele alınan arketip kavramının sıradan insanda yansımasını tedavi sürecine yöneltilen çözümlerle açıklamış. Kendi terapilerinden örnekler sunan May, Ursula isimli bir kadının terapide bahsettiği rüyanın Athena’nın doğum mitine yönelik bir okumasını yapıyor. Rüyayı gören Ursula bunun bir mit olduğunun farkında bile değil ve terapist bu bağı ortaya çıkaran etkin kişi işlevini üstlenmiş. Kadın bu mitle yüz yüze geldikten sonra ise mitin kendi hayatında nasıl bir karşılık bulduğunu çözmeye çalışıyor. Etkin rol üstlenen terapist ise bu noktadan itibaren edilgen bir alana çekilerek hastaya düşünme yollarını sunuyor. Güncel ve sıradan olabilecek bir rüyanın yorumu ile mitlerin insan bilincinde var olan arketipsel biçimlerine dönüşümü böylece aktarılmış. Bu terapi metodu genelin içindeki özelin çıkartılması olarak da görülebilir. Nitekim rüyalar, herkesin katkıda bulunduğu “umumi” mitlere bireyin yaptığı “özel” bir katkı.[1]


Peki, mitlerin bireysel anlamının önemi nedir? Modern insanın mitlerini kaybetmesiyle içsel güveni sağlayan bir fonksiyon da işlevselliğini yitirmekte. İçsel güvenin kaybıyla ise toplumsal sorunlara sebep olan birçok bağımlılık ortaya çıkıyor. Hatta, hem genç insanların intihar oranındaki hem de her yaşta görülen depresyon halindeki artış, mitlerin eksikliğine paralel olarak düşünülebilir. Rollo May, bu noktada bireysel mitlerimizi kaybetmenin sonucuna dikkat çekiyor:


“Mitlerimiz artık varoluşu anlamlandırma işlevini yerine getirmiyorlar, günümüzün vatandaşları hayatta amaçsız ve kaybolmuş durumdalar ve insanlar endişeleriyle birlikte aşırı yoğunluktaki suçluluk duygularını kontrol etme konusunda acizler. Dolayısıyla içten içe dağılıp parçalanmamak adına psikoterapistlere, onlara alternatif olabilecek başkalarına ya da tarikat ve uyuşturuculara sığınıyorlar.”[2]


Bu bağlamda, mitlerin parçalanması insanın içsel kimliğe dair yalnız arayışını başlatıyor. İhtiyaç doğrultusunda gerçekleşen arayış da biyolojik ve kişisel benliklerimiz arasındaki uçurumu aşmak için gerekli. Bu doğrultuda mitler, kişisel yorumlar olarak modern çağa uyum sağlar ve yalnızlığı bireyle paylaşır. Tarikatların oluşmasında bireyin mitsel yalnızlığının rolünü belirten May, gençlerin dini bir topluluğa kendilerini ait hissetme istencini mitlere duyulan ihtiyaçla açıklamış. Aynı zamanda yeterince mite sahip olamayan günümüz insanlarının uyuşturucu madde kullanımıyla sıkıcı rutinin dışında “beden dışı” bir deneyim aradığını belirtmekte.


Bir diğer husus ise mitlerin inkârının nasıl gerçekleştiği. Bu soruya aradığımız cevap ussal formlarla düşünmenin bir sonucuna bağlanıyor. Psikolog, “yalancı bilimin bir ifadesi”[3] olarak değerlendirdiği mitlerin inkârını hem bireysel hem de toplumsal gerçeklikle yüzleşmenin reddinin bir parçası olarak görmekte. Başka bir ifadeyle, deneyimlerimizle ve beynimizle bir bütün olarak hareket etmenin önemine dikkat çekerek sadece us ya da sadece deneyim ile insanın bir bütün olamayacağını belirtiyor. Batı dünyasının önemli bir miti olarak Faust’u değerlendirirken de modern insan davranışlarının özüne işaret ediyor: Nadiren huzurlu, sürekli bir arayışta, her daim bir işten diğerine atlayan ve buna da ilerleme adını veren.[4] Bu mit, Faust’un uğruna ruhunu sattığı yaşam tarzını gösterir. Mitin katartik deneyimi olarak; Faustus, Faust ve Doktor Faustus eserlerini dönemsel farkları da dikkate alarak inceleyen psikolog, farklı deneyimlerden geçen mitin iletişim kurma gücüne ve insanın arınması bağlamında katarsis durumuna işaret etmekte. Günümüz insanı kültürüne Faust mitini iki nokta üzerinden eklemlemiş: Güçsüzlük ve başaramamaktan şikâyet etme. Nitekim bu doğrultuda, beden dışı bir deneyim olarak uyuşturucu, alkol, tarikat, psikoterapi ile insanlar ruhlarını arındırmaya çalışarak katarsis halini aramaktalar. Özellikle Goethe’nin Faust’unda ruhun rasyonel bir zeminde aranmaya çalışılması ise mitlerin inkârına yeniden dikkat çekiyor.


Rollo May hem Amerika hem Batı bağlamında değerlendirdiği mitlerin günümüz temsilinde nasıl bir karşılık bulduğunu genellemekten kaçınarak insanın bireysel arayışına her fırsatta değinmekte. Ardından, belirsizlik halinin bu arayışına mitlerin katkısını dört işlev üzerinden ele alıyor:


1. Kişisel kimlik arayışı sağlar.

2. Toplumsallık bilinci verir.

3. Ahlaki değerlerimizi destekler.

4. Yaradılışın gizemiyle başa çıkmamızı sağlar.


Son olarak, incelemesini hümanist bir çizgide bitirerek şu yorumda bulunmakta:


“Yüzyıllar süren bir uykudan uyandığımızda, kendimizi yeni ve inkâr edilemez bir şekilde insanlık mitinin içinde buluyoruz. Yeni bir dünya toplumunun içinde; bütünü yok etmeden parçaları yok edemeyiz. Bu müthiş parlaklığın içinde aynı aileye mensup kardeşler olduğumuzu artık biliyoruz.”[5]


Sonuç itibariyle, psikanalizmi ve psikoterapi yöntemini anlamak, mitlerin bireysel ve toplumsal boyutunu yorumlamak bu yazının kapsamını aşmakta. Yine de genel bir yorum yapmak gerekirse, günümüz pandemi şartları göz önünde bulundurulduğunda mit arayışımızın artarak bireysel ve toplumsal sorunları tetiklediği gerçeğine varılabilir. Bu bağlamda, Rollo May’in Psikoterapist ve Mitlere Yolculuk kitabı kendi mitlerimizi bulmamıza, onları doğru yorumlamamıza ve bu sayede sorunlarımıza çözüm bulmamıza katkıda bulunan rehber bir metin olarak karşımıza çıkar.

[1] May, Rollo, Psikoterapist ve Mitlere Yolculuk, çev. Kerem Işık, Okuyanus Yayınları, İstanbul, 2016, s.43. [2] May, Rollo, a.g.e., s.16. [3] May, Rollo, a.g.e., s.27. [4] May, Rollo, a.g.e., s.293. [5] May, Rollo, a.g.e., s.376.




Psikoterapist ve Mitlere Yolculuk

Rollo May

Okuyan Us Yayıncılık

Çev. Kerem Işık

384 s.

2016