Pasif Toplumun Beklentileri: "Öyle Olsun İstiyorduk"



Kerim KARAYEL


kerim.karayel@gmail.com

twitter.com/krmkryl

instagram.com/krmkryl





Pasif direniş veya “karşı koyma” postmodernizm ile gündeme gelen bir itiraz yoludur. Edebi metin üzerinden açıklarsak kahramanın sorunun çözümü için bir irade beyanında bulunduğunu ve mevcut soruna karşıt bir cephede konumlandığını söyleyebiliriz. Bununla birlikte kahraman, sorunu çözmek için mücadeleye girişmez. Sorunun çözümü noktasında en yakın çevresinden başlayarak Tanrıya kadar çok çeşitli sorun çözücü arayışına başvurur. Postmodernizmin sanat ve felsefe mahfillerinden toplumun tabanına yayıldığı şu günlerde ise bireyi önceleyen görüş toplum vicdanını da “etliye sütlüye karışmayan” bir konuma getirmiş durumdadır.


Hasibe Özdemir, ilk öykü kitabı olan “Bu Kardan Adam Olmaz”ın ilk öyküsü “Öyle Olsun İstiyorduk"ta toplumun aile içi kadına şiddet konusunda duyarsızlığını okura gösterir. Gözlemci-kahraman bakış açısıyla kaleme alınan ve durum öyküsü niteliğinde olan “Öyle Olsun İstiyorduk"ta anlatıcı yıllar sonra çocukluk yıllarından yaşadığı bugüne kadar uzanan bir hatırlayış sürecine girer. İlk bakışta bir ses olarak görülen öyküde vakaların gelişimi ile yeni kahramanlar öyküye dâhil oluyor. Öykünün kahraman kadrosunu ise anlatıcı, Kemal amca, Hanife teyze, Kemal amcanın oğlu, Çorumlu Ekrem’in ortanca oğlu, Selma ve Ayfer oluşturmakta.


Durum öyküsü özellikleri gösteren öyküde Kemal amca dışındaki iki erkek kahramanın adlarının verilmemesi oldukça dikkate değer. Baba figürü erkekler için hep yıkılması gereken bir tabu olarak görülür. Bu tabuları yıkmak başkaca alanlarda da kendini gösterir. Örneğin çırağın ustasını geçmesi. Öyküdeki Kemal amcanın oğlu soruna olan kayıtsızlığı nedeniyle “ıslak bir kömür yığınına” benzetilirken Çorumlu Ekrem’in ortanca oğlu ise ağız açılmasıyla şiddete başvuran bir karakter olarak kaleme alınmış.


Anlatıcının ifadelerinden, öykünün iç gerçekliğinde yukarıda sözünü ettiğim “bir başka kişinin müdahil olmasını isteme ve bekleme” durumunun bulunduğu açıkça . anlaşılmakta. Öykünün hem başlığında hem de ilk cümlelerinde bunu görebiliyoruz: “Bize kalsa Kemal amcayı oğlu öldürmeliydi. Aynı sınıfta okuduğumuz hâlde oyunlarımıza hiç katılmayan bu sıska çocuk, sindiği yerde olanları izlerken bir silah gibi dolduruyor olmalıydı öfkesini. Büyüyüp ayağa kalktığında, o dayaklardan biri ergen ateşine denk gelip önce babasını, sonra mahallede yıllardır çürük bir tahta gibi sallanan evlerini yakıp geçmeliydi. Öyle olmalıydı.” (s. 9)


Anlatıcının “Umudumuzu uzun boylu, sessizliği boyundan uzun çocuğa bağlamıştık.” sözü toplumsal tepkinin durum karşısındaki konumunu “tepkisizlik” olduğunu göstermekte. Aynı cümlenin devamında yer alan “onun kırk yılın başı yerden kaldırdığı bakışlarına denk geldiğimizde, gördüğümüz şey ne barut ne fitil, ıslak bir kömür yığınıydı sadece. Zaman geçti, o gözler hiç kalkmaz oldu yerden. Biz de vazgeçip ondan, yeni yandaşlar aradık duamıza.” ifadesi de bu tepkisizliğin olaydan çok olgusal olduğunun kanıtı niteliğinde.


Anlatıcının yeni çözümü ise “Kemal amcayı karısının öldürmesi”. Fakat tüm bu ihtimaller sıralanırken anlatıcı kendi isteklerinin gerçekleşmeyeceğini anladığında yeni isteğini de hemen okura sunuyor. Vakada Kemal amcanın öldürülmesi toplum tarafından verilmiş idam cezası olarak görüyoruz. Fakat toplumun kabile davranışları göstermesi ve sorunun çözümünde kamu adı karar verecek bir hukuk merciinden söz edilmemesi toplumsal olayların çözümünün adalet kavramının akla gelmemesi ya da Tanrının adaleti anlayışıyla hareket edilmesinin de rolü büyük.


Anlatıcı uzun yıllardır kronikleşen bu sorun için elbette Tanrıya başvurmaktan da kendisini alıkoymamış. “Herkese hakkını veren ama kendi yaşamlarında adalet yüzü görmemiş bu kadınlarla beraber, yukarıda sabrı nihayet tükenen bir Tanrının “Dur artık be adam!” diye gürleyip, elinin tersiyle Kemal amcayı olduğu yere çivilemesini, ağzını burnunu dağıtmasını, altına kaçıran bir bitkiye çevirmesini beklemeye başladık.” cümlelerinde de görüleceği üzere, pasif kalan insanın yapabileceği en kolay şey Tanrı’ya başvurmaktır. Gerçi yazar öykünün olay zamanını 20-30 yıllık bir sürece yaysa da kahramanı çocuk olarak seçerek hem onun masumluğundan hem de suçsuzluğundan yararlanmıştır.


Öykünün kırılma noktası ise Çorumlu Ekrem’in ortanca oğlunun Kemal amcayı öldürmesidir. Bu noktadan sonra ümit bağlanan her şeyin yıkımı gerçekleşmektedir. Anlatıcı bu yıkımı hayatında tecrübe ettikten sonra, umut bağladığı beşeri faktörleri de olumsuzlar. Olayın şahıslar kadrosunda ise Kemal amcaya karşı çıkan tek aksiyoner isim, Selma’dır. Selma henüz toplumun bu pasif tavrına uyum sağlamamış bir karakter olarak karşımıza çıkmakta. Ayrıca toplumun tepki göstermekteki zayıflığını da yansıtan bir karakter: “Hanife teyzeyi kocasının elinden alamayanlar, Selma’yı korkusundan kurtarmak için hevesle doluşurlardı daracık mutfağa.” (s. 11)



Bu Kardan Adam Olmaz

Hasibe Özdemir

Monokl Yayınları

116 syf.

18 TL

Instagram

Bize Katılabilirsiniz!