Var Olmanın Yasası: Serteller


M. Utku YEŞİLÖZ

instagram.com/ummanzmhkmtrn

twitter.com/ummanzmhkmtrn






Akademisyen titizliğiyle kaleme alınan “Serteller”; Nâzım Hikmet’ten Sabahattin Ali’ye, Cevat Şakir Kabaağaçlı’dan Hâlet Çelebi, Abidin Dino ve Peyami Safa’ya kadar fikir ve sanat dünyasına yön vermiş birçok ismin anıları ve tanıklığıyla okurun ilgisini toplayacak görünmekte.

Varolmanın yasası mücadeledir.

Ursula K. Le Guin


İkinci Dünya Savaşı yılları Türk demokrasi tarihinin üzerinde durulması gereken önemli anlarından biri. Ülke ekonomisinin kurumsal yapısını, gelişme sürecini mutlak değiştiren olgulardan olan savaş sonrası Avrupa’nın yeni-yorum kazanan siyasi düzeni Türkiye’nin iç politikasını yakından ilgilendirir; savaşın fiziki tahribatından korunabilmişse de ekonomik tahribatından kurtulamadığından mevcut yönetim, gelişmelere kayıtsız kalamayıp ülke yönetimi için yeni düzeni inşa yoluna gider. Hem politik hem sosyoekonomik sorunların beraberinde gelen bu inşa 1939-45 yılları için değişim adresi olarak işaretlenir. O dönem, gazeteler bu yapı kurma çalışmalarına gereği gibi yakından takiptedir. Takipçilerden birinin de Tan gazetesinden Sabiha Sertel olduğunu Korhan Atay’ın bu yıl İletişim Yayınları’dan çıkan kitabı “Serteller”de okuruz. “…Tan Matbaası ve binası başta olmak üzere muhalif gazete ve yayınevlerine baskın yapan, taş üstünde taş bırakmayanlar için hiçbir şey yapılmadı. Kimse gözaltına alınmadı, suçlanmadı ve yargılanmadı…” (s.49) Tan Matbaası'nın basılmasıyla başlayan kitap, ilgili okuru ilerleyen sayfalarda da uyanık tutar. Hiçbir iktidarı diğerinden daha demokrat bulmadığını söyleyen Atay; dağıtılan, parçalanan ve yok edilenlerin farklı tarihi, siyasi dönemlerde benzer şeyler olduğu vurgusunu yapar. “Tek cephe”cilik ve “ilerici”lik üzerine bir kez daha düşünme fırsatı bulduğumuz Sertellerde Zekeriya ve Sabiha Sertel çiftinin hayatları kronolojiye uyularak anlatılır bu esnada.



Eserin ilk iki bölümünde bilhassa o yıllardaki Türkiye’nin durum ve tutumunu ortaya koyan ayrıca Sabiha ve Zekeriya çiftinin çocukluğu, eğitimi ve aile hayatına dair belge ve görüşler yer alır. Üçüncü bölümden itibarense ülkenin toplumsal, siyasal ve ekonomik durumu üzerine bir kadın gazetecinin penceresinden yaşanan gelişmelere farklı bir perspektif geliştirdiğini sezdiğimiz anlatım sonraki bölümlerde sürmekle birlikte okura rikkatle sunulan kronoloji unutturmaz da.


“‘Bana inançlarımı mebuslukla değişmemi mi teklif ediyorsunuz? Teşekkür ederim. Allahaısmarladık.’” (s.14) Okuduğumuz satırlarda Zekeriya Sertel ile benzer duygular beslediğini anladığımız Sabiha Sertel’in bunun yanı sıra eleştirel fikirlerini dile getirmekte daha cesur davrandığına dikkat etmemek mümkün değil. Sertel, Tan gazetesindeyken zehirli oklarını sadaktan çıkarıp yazıları için gözünü kırpmadan harcar. Bu anları okurken dikkat kesilecek nokta: yazılarındaki işçi, emekçi kesimin haklarına yönelik eleştirilerinin “komünistlik” diye etiketlenmesine yanıt niteliğindeki öfkesidir. Gelgelelim bu öfke hâlinin zemininde bürokrasinin anlayışsız tavrına olan rahatsızlık olayları alevlendiren başat öge olarak okunabilir. Eserden anlaşıldığı üzere Sabiha Sertel, sosyalist bir kişilik. Bununla birlikte Sertellerde epey yer tutan, onun kadınlarla ilgili yazılarına dair ileri sürülen fikirlere bakacaksak eleştirilerinin hem çarpıcı şekilde hem de bugün ve yarınki dünya için ışık kaynağı niteliğinde olduğunu düşünebiliriz. Zekeriya Sertel’le evlendiği yaşlarda çıkardığı Büyük Mecmua’da kadın erkek eşitliğini savunan birinci kuşak feministlerle uyuşan, üstüne üstlük ötesine varan yazılar yazması bu fikri kanıtlar. Toplumda ses getiren yazılarıyla Türk basınında unutulmayacak bir isim olarak böylece yerini alacaktır Sabiha Sertel. İlk feminist makalelerini yazdığını duyuran Atay’ın okurla paylaştıklarına binaen Sabiha Sertel’in kadınların medyada temsili, eğitim, sağlık, çalışma hayatı, siyaset ve karar alma mekanizmalarına katılım ve kadına yönelik şiddet konularında toplumsal cinsiyet veya ayrımcılık temelli çeşitli sorunlarla karşılaştığını ve bu karşılaşmayı toplumun en önemli sorunu olarak değerlendirdiğini öğreniriz. Öyle ki Sabiha Sertel’in kadınlar üzerine yazılarında topluma ve devlete bakışı hakkında bilgi edinmek açıkça mümkün. Zira o, kesinlikle kadın sorununu toplumsal, bundan öte tarihsel bir sorun olarak görmekte. İkinci Dünya Savaşı’nda Tan gazetesinde Görüşler sütununda yazmaya başlayan Sabiha Sertel emperyalizm ve insan hakları konusu üzerinde dururken, çok partili hayata geçiş döneminde cumhuriyet, demokrasi ve hürriyet konularını ele alacaktır. Basın faaliyetinde yalnız olmayan Sabiha Sertel, eşi Zekeriya Sertel’in mahkûm olduğu zamanlarda sorumluluğu üstlenir. Dış ve iç politika, ekonomi, hukuk, eğitim ve kültür başlıklarında mesai yaptığını anladığımız çiftin gerek siyaset gerekse sosyal alandaki sert yazılarını müteakip “Sertel” soyadını aldıklarını bir de Korhan Atay’dan duyarız. Kitapta Sertel çiftinden sonra üçüncü bir karakter olarak kendisine yer ayrılan Resimli Ay, dönemin dergilerinden farklı olacağı iddiasıyla yaşatılır. Savaşın yorduğu bu coğrafyada -Türkiye’de- kimsesiz çocukların etrafında gelişen sorunlara çözüm arayışında olan dergi ekibine, Atay’ın dergiye dair değindiği konulara kulak verecek olursak Resimli Ay’ın yayın hayatı boyunca bu iddiayla varlığını koruduğunu, toplumu ilgilendiren geniş yelpazeli bir içerikle halkın kültür seviyesini yükseltmeyi gayelediğini düşünmemiz için bir engel yok. Akademisyen titizliğiyle kaleme alınan “Serteller”; Nâzım Hikmet’ten Sabahattin Ali’ye, Cevat Şakir Kabaağaçlı’dan Hâlet Çelebi, Abidin Dino ve Peyami Safa’ya kadar fikir ve sanat dünyasına yön vermiş birçok ismin anıları ve tanıklığıyla okurun ilgisini toplayacak görünmekte. Hele ki Sertellerin, tanışıp evlenmelerini takiben siyasi sürgünlüklerinde devam eden esirgemezlikle örülü mücadelelerine şahit oldukça dejavu hissiyle ürpermek ve var olmanın gücüyle temel bilincin dinamiklerini keşfetmeye başlamak işten bile değil.




Serteller

İletişim Yayınları

Haz. Korhan Atay

431 s.

2021